Emin Özmen Röportaj

1) Fizik eğitiminden foto muhabirliğe uzanan sıra dişi bir hikayeniz var. Fotograf çekmeye nasıl başladınız? Bize biraz kendinizden bahsedebilir misiniz?

Fotoğraf çekmeye lise yıllarında başlamıştım, 15-16 yaşlarımda. O zaman okulun basketbol takımında pivot olarak görev almaktaydım. Önce şehir şampiyonluğu, ve sonrasında bölge şampiyonluğunu kazanmıştık. Abimin  analog makinesi ile şampiyonluk hikayemizi belgelemiştim. Yaptığım ilk fotoröportaj galiba bu çalışma olmuştu, ancak tamamen anı olarak kalması için kaydetmiştim bu fotoğrafları. Profesyonel anlamada fotoğrafı düşünmeye başlamam üniversitenin ilk yıllarına uzanıyor. Fizik bizde bir aile geleneği diyebilirim, iki abim var her ikiside Fizik mezunu, onların önermesi ile Samsun 19 mayıs üniversitesinde eğitim almaya başlamıştım. Ancak henüz ilk yıl üniversitenin fotoğraf kulübü ile diyaloğa girmem sanırım benim için dönüm noktası olmuştu.

 

2) Neden belgesel fotografçılığı? Bize başlayış hikayenizi anlatır mısınız?

Okulda dersleri takip ederdim ancak vaktimin büyük bölümünü kulüpteki aktivitelere ayırmaya başlamıştım. Iki önemli belgesel çalışma yapmıştım o yıllarda. İlki yoksul kadınların kendilerine bir iş olanağı kurmaları için verilen küçük krediler ile iş kurmalarını anlatan mikro-kredi öyküsüydü. Türkiyenin birçok bölgesinde bu kredileri alarak kendilerine iş kuran kadınların öykülerini derledim. Sonrasında bu kitap haline geldi. Ardından Anadolu’yu şehir şehir gezerek günlük tadında kaydettiğim fotoğraflarını bir kitaba dönüştürdüm. Derken yıllar içerisinde Fiziğin hayatımda kapladığı alanın gereksiz olduğunu anlamış ve biraz geçte olsa fizik eğitimin 5.yılında ayrılmaya karar vermiştim. Ardından Istanbul da yaşamaya karar verdim. Marmara Universitesi Güzel Sanatlar fakültesi fotoğraf bölümüne girmeye hak kazandım. Fotoğrafa daha derinlemesine eğilmeye, vaktimin tamamını Istanbulu adım adım gezmeye ve sokak hallerini fotoğrafa dönüştürmeye başlamıştım. Ve karanlık oda saatler süren banyo ve baskı işlemleri. Aynı yıllarda Türkiyenin başta gelen gazetelerinden birinde yarım zamanlı olarak çalışmaya başladım. Okul ve işi bir arada götürmek durumundaydım.

Gazetede özellikle dış haberler servisi ile çalışmam dünyada neler olup bittiğine daha yakından tanık olmamı sağladı. 2011 yılında Japonyada yaşanan 9.0 şiddetindeki deprem-tsunaminin izlerini kaydetmek üzere görevlendirildim önce. Ardından Yunanistan daki ekonomik çalkantıları takip ettim Atina’da. Hemen Ardındnan Somali ve Kenya başta olmak üzere Doğu Afrika’yı saran kuraklık ve kıtlığı belgeledim. Somali’de yaptığım çalışma Türkiyede ciddi bir yankı buldu ve çalıştığım gazete ile Kızılay büyük bir yardım kampayası başlattı. 450 milyon TL Türkiye tarihinin en büyük yardım kampanyasıydı, kuraklık ile kavrulan Somalinin nefes alabilmesi için gemilerle, uçaklarla taşınan yardımlara neden olmuştu fotoğraflarım. Fotoğrafın gücünün fiziksel anlamda ilk kez hissetmiştim. Ardından Suriye iç savaşı ve sonrasında Avrupa sınrlarını zorlayan göç krizi. Herşey çok hızlı gelişmeye başlamıştı benim için. Dünyanın herhangi bir noktasında gelişmekte olan sosyal olayları takip etmeye ve elimden geldiğince içinde bulunmaya, tanık olmayı amaçlamaya başlamıştım. Böylelikle fiziksel ve sosyal depremleri, çatışmaları, savaşları, insan hakları ihlallerini yani bugün yaşamakta olduğumuz dünyayı hem anlamaya hem belgelemeye adamış oldum kendimi.

 

3) Kazanan fotografın hikayesini bize biraz anlatabilir misiniz? Bir savaş muhabiri çatışmanın ve şiddetin arasına nasıl sızar? Korkmuş muydunuz?

Suriye’de çatışmaların başlamasının bir yıl sonrasında Halep şehrine girmiştim. Daha önce iç savaş yaşanan başka bölgelerde bulunmuştum, ilk tecrübem sayılmaz ama elbette korkmadığımı söyeleyemem. Hergün yüzlerce kişinin katledildiği bir savaşın sona ermesi için yapabileceğim birşeyler olduğuna inanıyordum ve uzun bir zaman boyunca Suriye’de yaşananları takip ettim. Ödül kazanan fotoğraf ÖSO militanlarının bir Esad muhbirine işkence ettiği anda kaydedildi. O yıllarda çalışmakta olduğum gazete fotoğrafı siyasi nedenlerle yayınlamayınca World Press Photo ya yollamıştım. Amacım orada yaşanan haksızlığı insanlarla paylaşmaktı.

 

4) Türkiye’deki pek çok foto muhabir uzun yıllardır World Press Photo ödülü almak için gayret gösteriyor. Yarışmaya fotoğrafı yollarken kazanabileceğini düşündünüz mü?

Deklanşöre bastığım anda halen olayın şokundaydım, ancak tanık olduğum anın, ortamın normal olmadığın farkındaydım. Bir işkence anının fotoğraflanması elbette kolay olmayan bir durum. Ödül kazanırmı kazanmazmı o an için pek umrumda değildi, bahsettiğim gibi benim asıl amacım bu fotoğrafı inlarla paylaşmaktı. Bunu sağlamış olmanın yanında kazandığım ödül 30 yıldır Türkiye’ye gelmeyen bir ödül olması nedeniyle daha çok anlam kazanmıştı. Sonrasında Türkiye’de fotojurnalizme büyük bir eğilimide beraberinde getirdiğini düşünüyorum.

 

5) Hayalinizdeki en sıradışı fotoğraf karesini yakaladınız mı?

Hayalimde kaydetmeye çalıştığım herhangi bir sıradışı anın fotoğrafı yok. Ben fotoğraf kaydetmeyi, fotoğraf izlemeyi fotoğraf konuşmayı seven bir insanım. Yaptığım şey sadece kameramla sosyal olayların içinde bulunmak, izlemek anlamaya çalışmak. Bazen bunu anlatacak iyi bir fotoğraf kaydedebilirim ama bu tamamen orada cereyan eden bir çok etkene bağlı. Demeye çalıştığım yani olağan üstü bir fotoğraf çekmek üzere plan program yapmıyorum. Sadece yaşadığımız dünyayı izliyorum ve kameram her zaman yanımda.

18.5.2016
 

Add comment

Vul in: *